19/12/2006

ÇERKESLER

               

 

     

                

MySpace

ÇERKESLER

İnsan irkinin 300.000 yil once ortaya çiktigi ülke, hemen tüm dünya dillerinde yer alan, ulasilmaz, afsunlu, gizemli, atlas renkli, düsler, mutluluklar ve büyük acilarin yasandigi ülke; Çerkes boylarinin kutsal ata yurdu; dogudan batiya, kuzeyden güneye, binlerce yildir toplumlarin, uygarliklarin geçtigi tarih kavimler kapisi...

Kafkasya, degisik etnik kokenli toplumlarin bir arada barindigi bir bolgedir. İnsan irkinin üçyüz bin yil once Kuzeybati Kafkasya'da ortaya çiktigi savinin detaylarina inince, Kuzeybati Kafkasya'da türeyen insan soyunun oncelikle yakin çevreye, Transkafkasya'ya, kuzey-doguya ve güney-batiya yayildiklari gorülmektedir. Bu savlari bir dereceye kadar dogrulayan bulgular ve kanitlar vardir. nitekim, simdi Krasnodar topraklari içerisinde, Karadeniz kiyilari boyunca çok sayida palaeolitik yerlesim alanlari bulunmustur. Bunlara ilk yerlesen insanlarin avci ve besin toplayicisi olduklari anlasilmaktadir.

İnsanoglunun besin toplayici olan ekonomik yapisindan, üretim ekonomisine, hayvancilik ve tarima geçisine kadar binlerce yil geçmistir. Bu donemde üretim araçlarinin halen tas ve kemikten yapilmis olmasina karsin, güçlü bir anaerkil toplum düzeninin de oldugunu biliyoruz. Anaerkil toplum düzeni sürecinin baslangicinda metal henüz bilinmemektedir. yüzlerce yil sonra metalle tanisan insanoglu, ilk olarak bakir ve tunçu kullanmaya baslamistir. ancak altin, daha çok dekoratif amaçlarla ve taki esyasi üretiminde kullanilmistir.

Kuzeybati Kafkasya erken metal çagina M.o. 3000 yillarinda, daha baska deyisle, günümüzden 5000 yil once ulasmistir. Bu donem yaklasik olarak, mezar alanlari üzerinde mezar tümseklerinin ortaya çiktigi doneme rastlamaktadir. Arkeologlar, bu donemde bu bolgede yasayan insanlari ilginç bir siniflamaya tabi tutmuslardir: Kaya mezar - Katakomp mezar toplumlari ve ahsap mezar kabileleri gibi. Baska bir siniflama yasanan topraklara ve bolgelere yapilmaktadir. Maykop (Miyekuape) veya Kuzey Kafkasya boylari siniflamasinin oldugu gibi.

Anilan mezar ornekleri Krasnodar'da ve ozellikle Adigey Cumhuriyeti baskenti olan Maykop'daki müzede sergilenmektedir. Bu maket mezarlarda, mezarlarin açildigi andaki durumlari, olülerin gomülüs biçimleri, mezardan çikan esyalarin ozellikleri detayli bir biçimde belirtilmektedir. Bu mezarlari birakan insanlarin genelde ugras alani hayvanciliktir. Ancak, topragi islemeyi de bir ek is olarak yaptiklari anlasilmaktadir.

Kuzeybati Kafkasya'nin daglik bolgelerinde ve Karadeniz kiyilarinda ortaya çikan Dolmen kültürü, adini alisilmadik neolitik oda mezarlar yada kayalarda oyulmus mezarlardan almistir. Kuzeybati Kafkasya dolmelerinin geçmisi, M.o. 2.binin ortalarindan son çeyregine kadar olan doneme rastlamaktadir. Bu mezarlar, Kuban nehrinin sag yakasinda yer alan bozkir hattindaki kuyu-mezar kültürü topluluklarina ait mezar tepeleri ile yasittir. Orada olüler üzerleri kereste ile kapatilan çukurlara gomülürdü. Bu mezarlar genellikle esya bakimindan çagdisi olan diger mezarlara gore fakir olmalarina karsin, olünün kimi zaman dort tekerlekli bir araba ile gomüldügü de olurdu. Bu mezarlarda altin küpeler disinda metal esyaya çok az rastlanmistir.

M.o. 3000'de Kuban nehrinin güneyinde Maykop kültürü dogup gelismistir. bu kültür, giderek etkilerini doguda Dapistan'a Batida Novorosissk ve Taman topraklarina kadar hissettirmistir. Bu kültürün en parlak doneminde demir disindaki tüm metallerin islendigi anlasilmaktadir. Bu donemde Maykop kültürü içerisinde çarkli çomlek tezgahinin kullanildigi anlasilmaktadir. Uygarligin ozellikleri Yakin-dogu ve ozellikle Mezopotomya uygarligi havasini vermektedir. Bu denli erken bir donemde çomlekçi çarkinin bulunmasini, Mezopotomya uygarliginin etkisi olarak degerlendiren arastirmacilar da vardir. Ancak bu yaklasim çok gerçekçi degildir.. Maykop kültüründe olüler çok zengin altin ve gümüs esyalarla dolu mezarlara gomülmektedir. Bu mezar tepeleri içerisinde soz konusu kültüre adini veren Maykop Mezar Tepesi her yonü ile diger mezar tepelerinden farklidir.

Günümüzden 4000 yil once, M.o. 2000'in ilk yarisinda, antik Kuzey Kafkasya kültürünün ilk bulgulari, Katakomp mezar kabilesinin kültürel ve tarihsel degerleri Kuban steplerine dogru yayilmistir. Bu kültür diger Kuzey Kafkasya kabileleri ile yakin bir iliskiye girmis ve bu iliski sonucu kabileler giderek nehrin diger yakasina sürülmüslerdir. Bu yer degisikligi ile ilgili olarak bu bolgelere yabanci kabileler kendi olü gomme yontemlerini de getirmislerdir. Bu kabilelerin olülerini, altini açik biraktiklari çukurun yan tarafina gomerek üzerlerini büyük bir toprak tepecik ile orttiklerini gormekteyiz. Bu doneme ait mezar bolgelerinde çok sayida metal esyaya rastlanmistir. Son yillarda bu bolgelerde ahsap mezar kültürüne ait ve geçmisi M.o. 2000 yillarinin sonlarina uzanan mezarlar bulunmustur. Kuzay Kafkasya'da kabile gelisiminin son asamasi olan Tunç çagi, burada bulunan metal isleme sahasinin varligi ile karakterize olmaktadir. Bakir cevherinin çikarilip eritildigi, alasimlarindan, ozellikle tunçtan çesitli esyalarin yapildigi anlasilmaktadir. Bu donemin sonu, demirin ortaya çikisin tanigi ve yeni bir çagin habercisi olmustur.

Kuzeybati Kafkasya'da demir M.o. 8. yüzyildan bu yana bilinmektedir. Engels'e gore demir cevherinin eritilerek demir elde edilmesi, "demir kiliç ile birlikte saban dmiri ve balta demiri" donemini baslatmistir. Tarihte devrim yaratma islevi üstlenen, tüm hammaddelerin sonuncusu ve en onemlisi olan demir insanligin hizmetine bu çaglarda girmistir. Demir genis alanlarda tarim yapmayi ve ormanlarin temizlenerek tarima elverisli hale getirilmesini saglamistir. Demir insanogluna, tasin ve digre metallerin hiçbirisinin dayanamayacagi sertlik ve keskinlikle araç ve gereçler bagislamistir. Demirin tarim araçlari haline donüsmesi, yavas yavas besin toplayici toplumdan hayvancilik ve tarima dayali topluma geçsi saglamistir. Bu geçis erkek gücüne gereksinim duydugu için toplumda erkegin islevinin ve sayginliginin artmasini da getirerek babaerkil toplum düeninin de habercisi olmustur.

Üretici güçlerin ve aletlerin gelismesi hayvanciligi belli olçüde onemsizlestirmistir. Daha sonra bu yorelere yerlesenler, yerlesik düzene geçenler, kendi yasam biçimlerini, topragi isleme yontemlerini gelistirerek, topragin sabanla islendigi daha gelismis bir donemi baslatmis, ayni zamanda sosyal degisimler de yasanmistir. Daha gelismis bir ekonomi, servetin belirli ailelerde toplanmasini ve zamanla bu ailelerin bir klan aristokrasisi çevresinde toplanarak toplulugun diger kesimlerinin kendilerine baglanmasi sonucunu getirmistir. Bu donemde ayrica genis kabile birliklerinin biçimlendigi, belirgin hale geldigi donemdir.

Kabile birliklerinin biçimlendigi bu donemde, bugünkü Çerkes boylarinin atalari olan Meot, sind, Zikhi, Kerket, Pses, Henioch, Zanig ve daha baska boylar bu tarihten baslayarak maddi ve kültürel gelisimlerini, daha baska bir deyimle etnik bütünlesmeyi tamamlamaya baslamistir.

Bugünkü Kuzey Kafkasya'nin otokton halki olan Çerkes boylari, kimilerinin savundugu gibi Sami irkindan olmayip, Orta Dogu'dan kuzeye goç etmemistir. Tarihin hiçbir çaginda sicak denizlerden, sicak iklimlerden kuzeye, daha soguk bolgelere hiç bir goçe rastlanmaz. Baska bir deyisle, İslam dininin etkisi ile Kavm-i Necip olarak anilmaya baslanan Arap halki ile ya da Sami irki ile Kuzey Kafkasya boylarinin hiç bir ilgisi bulunmamaktadir.

Dogu'dan kaynaklanan kimi stilize motiflerin yada esyalarin benzesimini dayanak olarak gosteren Çerkeserin kokenini Orta Asya steplerine ve Turan illerinde arayanlar da yanilgiya düsmektedirler. Çerkesler Kuzey Kafkasya topraklarinda etnik konsolidasyonlarini tamamayan otokton topluluklardir.

Eski Kuzey Kafkasya halklari ve kabilelerinin adlarinin bugün bilinmesini, komsulari tarafinda birakilan yazili anitlara borçluyuz. Bu yazili belgelerde adi geçen boylar; Kimmer, İskit, Sarmat, Tauri, Sind, Meot, Kerket, Zikhi, Henioch, Zanig, Pses, Psil ve Kolchi'dir. M.o. 1. yüzyilda ve Hiristiyanlikdoneminin ilk yillarinda Kuzey Kafkasya nüfusunu Meotlar ile diger Kuzey Kafkasya'li dagli kabileler olusturmaktaydi. Meotlar Azak Denizi'nin dogu kiyilari, Kuban nehrinin alt ve orta havzalarinda yasiyordu. Nehrin sag yakainda kalan topraklari, bugünkü Tamizbekskaya yerlesim bolgesine kadar uzaniyordu. Meotlarin çagdisi olan Antik Grekler (Yunanlilar) M.o. 6. yüzyilda ilk kez Meotlardan soz etmektedirler. ote yandan Meotlarin M.o. 8. ve 7. yüzyilin ilk yarisi arasindaki donemde, kokü Tunç Çagi'na kadar uzanan bir kültüre sekil verdikleri gerçegi de arkeolojik bulgulardan anlasilmaktadir.

"Meot" sozcügü bir çok küçük kabileyi kapsayan kollektif bir isimdir. Hiristiyanligin baslangiç doneminde yasamis olan eski Grek cografyacisi Strabo, "Meotlarin, Sind, Dandari, Toreates, Ayres, Arreches, Torpotes, Obicliakenes, Doskhi ve diger bir çok kabileden olustugunu" yazar. Yanlizca antik edebiyat kaynaklarinda degil, bu konuyu isleyen Bosphor Kralligi topraklarindan çikartilan tas tabletlerde de Azak Denizi'nin güney kiyilari ve Kuban havzasi antik kabilelerinin isimleri açiklanmaktadir. Bu isimler Meot kabilelerini olusturan ve Bosphor Kralliginin da unsurlari olan Sind, Dandari, Toreatesi Pses ve Sarmat kabileleridir. Bu toplulukalar daha kuzeylerde, Don ve Volga irmaklari arasindaki, daha once Meotlara ait olan topraklari isgal etmis gorünmektedir (ozellikler Sarmatlar). Don ve Kuban nehirleri arasinda dogal bir sinirin bulunmamasi ve Sarmatlarin goçebe bir topluluk olmasi nedeniyle, bu toplulugu kah kuzeyde kah güneyde, Kuban Havzasi'nda gorebilmekteyiz.

Bugünkü Çerkeslerin atalari olanve M.o. 1000 yillarinin ilk yarisinda etnik konsolidasyon (pekisme) sürecini tamamlamis olan Kuban bozkirinin bu sahipleri incelendiginde, devamli bir yer degisiminin yasandigi gorülmektedir. ornegin İskitlerin, bu bozkirda yasayan kabileleri geride birakarak, bozkiri geçtikleri ve Kafkas Daglari'ndaki geçitleride asip Transkafkasya'ya (bugünkü Gürgüstan, Ermenistan ve Azarbaycan topraklari) gittikleri, bu yoreleri yagmaladiklari, M.o. 6. yüzyilin baslarinda ise tersine bir akin baslatarak eski topraklarina dondükleri bilinmektedir. Bu yorede sürekli İskit yerlesimi bulunmamaktadir. Dolayisiyle bu bolgede bulunan kalintilarda İskit yapiti pek azdir.

ote yandan Antik Yunan kolonileri (Phanugoria kenti) yaklasik 2500 yil once Sind'lerin saldirisi ve isgali ile Taman yarimadasindan çekilmistir. Kuban bolgesinde ve azak Denizi'nin dogu kiyisinda yasayan Meotlarla çagdas Yunan kolonilerinin içerisinde en gelismis olani süphesiz Phanugoria site devletiydi. Bu kentin yerlesim yeri bugünkü Seneggo kasabasi yakinlarinda bulunmaktadir. Bolgedeki diger Grek kolonileri, Cepi ve Hermonacca'dir. Bu kolonilerin gelisimleri, kirsak sinirlari birlesmis, ayri birer bagimsiz devlet statüsünde ve M.o. 6. ve 4. yüzyillardaki Grek uygarliginin sosyopolitik yapisini belirleyen "polis"ler seklinde olusmustur. Kerç ve Taman yarimadasindaki bu site devletlerin tarihsel gelisimi, giderek Panticapeum'un baskent oldugu Bosphor İmparatorlugu ile birlesme sonucunu getirmistir. Bu imparatorluk koleci bir devletti; hükümdarlari devamli dogu ve güneye inme agirlikli bir politika izlemislerdir. Bu politikanin sonucu olarak Asagi Kuban bolgesinde yasayan Meotlarin Sind koluna ait topraklar isgal edilmistir. Daha sonra diger Meot boylari da bu kralligin sinirlari içerisine girmistir. Zamanla bütün bu kabileler imparatorluk sinirlari içerisinde birbirlerine baglandiklari gibi, kültürel olarak da belirli bir yere kadar kaynasmislardir.

Yukarida da belirtildigi gibi bu tür goçler, yer degistirmeler uzun yillar sürmüstür. ornegin Strabon'a gore bir Sarmat kabilesi olan Sirakisler, M.o. 2. yüzyilda Kuban bolgesine gizlice sizarak Kafkas Daglari'nin güneyine kadar inmislerdir. Güçlü goçebe kabilelerden olusan Sarmatlarin yasam biçimi, üstün tarim yasami ve yontemleri bilen Meotlarin etkisiyle degismistir. Strabo Sirakisleri tanimlarken, "kimi gruplarin çadirda yasayip topragi sürdüklerini" anlatmaktadir. Bu tür kültürel degisim, Kuzey Kafkasya'da yerlesik tarim nüfusunun artmasina neden olmustur. M.o. 1. yüzyilin sonlarina dogru Sarmat sizmalari arttigi için bolgede güçlü bir "Sarmatlasma" olayi gorülmektedir. Ancak kültürel yasamda bir degisme olmamistir. Sarmat çogunluguna karsin Meot kültürü, dil ve geleneksel, yasam tarzini sürdürerek genislemis, yeni gelenleri kendi kültürü içinde asimile etmistir. Sayica daha az olan Meot kültürü bu gücünü M.S. 3. yüzyila kadar sürdürmüs, bu yüzyilda Alan saldirisina ugramasi topraklarindan (Kuban nehrinin sag yakasindan) sürülmüslerdir. Yeni gelen Alanlar da aslinda Sarmat kokenliydi. Sarmat kabilelerinin bir kolu olan Alanlarin farkliligi İran dili konusmalariydi. İran dili konusan Sarmat kabilelerinden, yani Alanlardan soz eden kaynaklara M.S. 1. yüzyila ait belgeler arasinda rastlamaktayiz. Alanlar dogu Kuban bolgesine 1. ve 2. yüzyil arasinda gelmislerdir. Diger kabilelerle yakin baglar kuran alanlar, Daryal Geçidi ve Hazar Kapisi yolu ile Transkafkasya ve Asya'ya geçmislerdir.

M.S. 3. yüzyilda Alanlarla Sarmat boylari birleserek Alan-Sarmat kabile birligini olusturmuslardir. Giderek güçlenen Alan baskisina dayanamayan yerli kabileler Kuban'in sol yakasina geçip akraba olduklari diger Meot kabilelerine siginmistir. Boulece daha az verimli olan topraklara salt güvenlik nedeniyle yerlesmislerdir. Bu kabileler Kuban'in sol yakasindaki orman-bozkir alanlarina, Kuban irmaginin taskin batakliklar ile kapli ova ve agaçlik bolgelerine yerlesmistir.

Alan-Sarmat kabile birligi uzun süre yasamadi, M.S. 375'de Asya'dan Bati'ya yürüyüse geçen Hun dalgalari, Kuban bozkirini asarak Taman'a dogru ilerlerken, arkalarinda harabe, yangin, açlik ve olüm birakarak Alan-Sarmat kabile birliginin yikilmasina neden olmustur. Yagmalanip yikilan, güçsüz birakilan Kuban'in sag yakasi bundan boyle goçebe boylarinin yerlesim yeri olmaya baslamistir. Meotlar ve akrabalari olan Zikhi'ler etnik anlamda pekismelerini tamamlayarak bugünkü Çerkes toplumunun atalari olarak tarih sanesinde güçlenmeye baslamistir.

 

 

MySpace

17/12/2006

Çerkeslik(Adigelik) Bir Tarzdır

         

 

Адыгагъэ (ADIGELiK) İnsan yaşamına , hayat biçimine yönelik olarak Adige töresinin koyduğu tüm kuralları kapsar.Adigelik insani özelliklerimizi,saygı ve sevgiyi,doğruluk,adalet, cömertlik cesaret ve insana dair benzer tüm erdemleri kapsar.

 

Адыгэ хабзэ (ADiGE TÖRESi) Adige toplumunun yaşayış biçimini, birbirilerine karşı ve cemiyete karşı ilişkilerini yükümlülüklerini düzenleyen kurallar toplamıdır. Düğün cenaze ve benzer  toplantıların da ana kuralları xabzeye göre tayin olunur.

 

Батырыбжьэ ( BATIRIBJ’E ) Cemiyet  ilişkilerine yönelik bir gelenektir. Örneğin bir kimse bir grubu çalıştırır, ot biçtirir veya odun kestirir veya benzer bir başka iş yaptırırsa grubun içerisinden en mahir ve çalışkan kişiye veya o grubun önce gelen bir bireyine x”uex”u  (teşekkür) yapılarak bir bardak (veya kepçe) maksıme ikram edilir. Buna batırıbj’e adı verilir.Daha sonraları sadece bu koşullara bağlı olmaksızın önemli bir iş başaran, bir kahramanlık gösteren veya cemiyetin sevgisini ve takdirini kazanan kişilere verilen  bu tür  ikrama da  batırıbj’e adı  denilmeye başladı.

 

Башхуaпэ (BAŞHUAPE) Gelin alma geleneğinin bir parçasıdır. Yeni gelin bir süre sonra ailesini ziyarete geri götürüldüğünde kaynı ve görümcesi gelini görmeğe  giderlerdi. Ziyarete giden kişiler gittikleri yerdeki çocuklara verilmek üzere ayna,tarak,çorap,sabun ve benzer küçük hediyeleri bir sopaya takarak hazırlarlardı.Bu geleneğin adı Başhuape’dir.

Бэракъбла (BERAKBLA)Düğün geleneklerindendir. Nikah kıymaya gelen kafile ayrılırken  bayrağa deri şapka,deri gömlek ,tülbent ,tarak,ayna vb küçük hediyeler iliştirilerek giden gruba verilirdi , bu bayrak hediyerlerle süslenmiş olarak aslında evlenecek oğlanın halası tarafından getirilirdi kız evine. Nikahtan dönen kafile bu bayrağı salimen döndükleri eve ulaştırmaya çalışırken kafileye rastlayanlar ise bayrağı ele geçirmeye çalışırlar, kafiledekiler böyle oyunlar ve eğlencelerle  güle oynaya gidip dönerlerdi. Bu gelenek 1950-1960 yıllarına kadar devam etti,günümüzde çok seyrek olarak bu geleneğin uygulandığını görmekteyiz.

 

Гуф1апщ1э 1энэ (GUF’AP’Ş’E  IANE ) Müjdeli bir haber , sevindirici bir bilgi getiren kişi eğer belirli bir yaşın üzerinde ise ona  (guf’ap’ş’e)  müjdeli haber için ödül olarak para veya benzer bir hediye verilmezdi. Bu kişi belirli bir yaşın üzerinde ise ona bir koyun (veya kişinin gücüne ve haberin önemine göre tavuk,kaz,hindi benzeri) kesilir  güzel bir sofra donatılarak misafir edilirdi.

 

Псыхэгъэ. (PSIXEĞE) Yas ile alakalı eski bir gelenektir. Eskiden suda boğulan ve cesedi bulunamayan kişinin boğulduğu veya suya kapıldığı yere gidilir kadınlar o su kıyısında ağlayıp ağıt yakarken erkekler de dualar ederlerdi.

 

Гъэф1эж (ĞEF’EJ) Evlilikle ilgili bir gelenektir. Eski dönemlerde bir kız  ile ailesinin izni olmadan kaçırılarak evlenilmişse aileler arasında  husumet ve düşmanlık doğmaması için  yaşlılar bir araya  toplanarak iki tarafı barıştırmak için arabulucu olurlardı.Böyle zamanlarda damat belirlenen başlığın dışında  olmak üzere gelinin anne babasına bir at veya bunun karşılığı para veya kıymetli hediye verirdi. Гъэф1эж (ĞEF’EJ)bu hediyenin adıdır. Anayurtta sovyet idaresinin kurulması ile birlikte gelenek ortadan kalkmıştır.

 

Гъуэгудэгъазэ (Ğuegudeğaze )Büyüğü ve misafiri yücelten bir gelenektir. Eskiden yolculuk esnasında bir misafirle karşılaşıldığında ona verilen değerin gösterilen saygının bir göstergesi olarak geriye dönülür ve,misafir teşekkür ederek geri dönülmesini isteyinceye kadar ona eşlik edilirdi.

 

Жьагъэхэх  (J’AĞEHIEH)Eski düğün töresindendir. Evlenecek olan genç yanına arkadaşlarını da alarak dağdaki sürü çobanlarını dolaşırdı.Gittiği çobanlar geleneğe uygun olarak bir koyun verirlerdi ve bunun adına Жьагъэхэх  (J’AĞEHIEH) denilirdi.Toplanan koyunlar düğünde gelen misafirin doyurulmasında kullanılırdı. Gelenek 1940’lı yıllarda ortadan kalktı.

 

Мэрем мэкъуауэ. (MEREYM MEK”UAUE) :Günlük yaşama dair gelenektir. Eskiden Başında aile reisi veya çalışabilir erkeği olmayan ailelerin ot ve ekinini biçmek için insanlar bir gün toplanır hep birlikte o aileye yardım ederlerdi. Bu geleneğin adı Mereym mek”uaue idi.

 

Iурыц1элъ (UıRIT’SELH)Düğün ile ilgili gelenektir. wuneyişe olarak adlandırılan  yeni gelinin büyüklerle tanıştırılma merasimi sırasında gelinin dudaklarına  yağ,bal ve şeker ile hazırlanmış bulamaç sürülür. Bunun anlamı yeni gelinin o ailede tatlı dilli mutlu ve huzurlu olması dileğinin ifadesidir. Gelenek günümüzde hala devam etmektedir.

Щыгъынгуэшыж ( ŞIĞINGUEŞIJ )Cenaze ve yas ile ilgili gelenektir. Bir kişinin ölümünden 1 yıl sonra onun elbiseleri ve silahları dağıtılırdı. O gün at yarışı yapılır ve kazanan kişiye giysilerin silah ve gereçlerin iyileri verilmek üzere ölen kişinin eşyaları dağıtılırdı.Bu gelenek günümüzde de devam etmekle birlikte uygulama biçimi değişmiştir. Günümüzde bu tür eşyalar fakir ve ekonomik yönden yetersiz olanlara veya din işleri ile uğraşanlara verilmektedir.

 

Шуук1э плъак1уэ  (ŞUUK’E PLHAK’UE )Düğün ile ilgili gelenek. Düğüncü giden grup hızlı bir at  üzerinde birisini de beraberinde götürürdü . Kafilenin en arkasından gelen bu kişinin görevi düğün gelenekleri ve şakaları arasında yer alan şapka kaçırma gibi bir durumla karşılaşıldığında bu kişinin görevi yetişerek müdahale edip şapkayı geri getirmekti. Bu görevi yapan kişi Шуук1э плъак1уэ  ( ŞUUK’E PLHAK’UE ) olarak adlandırılırdı. Gelenek 1930’lu yıllarda ortadan kalktı.

Уэкъулэ. (Wuek”ule )Cemiyet yaşantısına dair gelenektir. Bir kişi başına bir kaza bela veya felaket gelir,varlığını ve ekonomik gücünü kaybederse  yolculuk azığını temin ederek bir arkadaşına gider ve insanlardan yardım beklediğini sözleri ile belli ederdi. O cemiyette bir yardım başlatılır ve gelip gidenler bu kişiye güçleri oranında destek olurlardı. Bu geleneğin adı  Уэкъулэ. (Wuek”ule )  idi.

 

Фэц1ынэгъэт1ылъ  (Fetsıneğet’ıl”h) Adige düğün geleneğindendir. Yeni gelin eve girerken kapı ağzına serilen yaş deri  üzerine ilk adımı atarak durur daha sonra evin içerisinde alınırdı.İnanışa göre bu şekilde karşılanan gelinin yeni evindeki yaşamı o deri gibi yumuşacık olur,mutlu ve huzurlu bir yaşam sürerdi.Gelenek günümüzde de  uygulanmaktadır.

 

Тешанк1эгъэк1эрахъуэ ( TEŞANK’EĞEK’ERAH”UE )Gelini arabaya bindirip ayrılırken gelini götürenler gelin arabasını sağa doğru yürüterek evin önünde üç tur attırmak için çalışırlardı. Kız tarafından olanlar ise arabayı sol tarafa doğru sürmek için uğraşır diğer tarafın karşısına geçerlerdi.Burada inanışa göre gelin arabası sağa doğru yönelirse yeni evde erkeğin sözünün,tersi olursa kadının sözünün geçeceğine işaret sayılırdı.Tamamen güce dayanan bir mücadele,bir oyun olan bu gelenek zaman zaman kavga ve tatsızlıkla son bulurdu.Gelenek zaman içerisinde yokoldu.

 

Тешэрып1апщ1э  ( TEŞERIP’AP’Ş’E )Çok eski dönemlerde olan bir gelenektir. Prens evlendiğinde gelin bir soylunun evinde bir yıl süre ile kalır daha sonra prensin evine gelirdi. Prens gelini bir yıl süre ile ağırlayan soylu aileye kendi hizmetindeki bir hizmetkar aileyi ve gelini getirdikleri atları hediye ederdi. Bunun adı Тешэрып1апщ1э  ( TEŞERIP’AP’Ş’E )  idi.

 

Пехьэжьэ ( PEHIEJ’E ) Düğün geleneklerindendir. Düğün kafilesi dönerken düğünün sahibi aile düğüncüler için yiyecek ve içecekler hazırlatarak köye yaklaşmakta olan kafileyi karşılatır ve köyün girişinde yenilir içilir daha sonra köye girilirdi. Bu şekilde düğün kafilesini karşılamak üzere gönderilen yiyecek ve içeceğin adı Пехьэжьэ ( PEHIEJ’E ) idi.Gelenek artık uygulanmamaktadır.

 

Нысащ1эзэгуэгъэп  ( NISAŞ’EZEGUEĞEP )Eskiden Adigeler geline bir yıl süre ile iş dışarı işi yaptırmazlarmış.Bu sürenin sonunda geline önce su getirme işi verilirmiş,gelin suya giderken yanına tarak,ayna,tülbent,toka vb. küçük hediyeler alır  bunları yolda karşılaştığı insanlara hediye edermiş.Bu,insanların yeni gelinle ilk karşılaşmalarında “ boş kova ile karşıladı ” denilmemesi için yapılırmış. Yeni gelinle su getirirken karşılaşan kimselerin suyu döküp gelini yeniden suya gönderme hakları varmış gelenek gereği.Bu şekilde gelinin sabrı sınanır suyu getirinceye kadar gelinin defalarca geri döndürüldüğü olurmuş. Gelenek 1930 – 1940  arası yıllarda ortadan kalktı.

 

Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE] )Söylencelerde bahsedildiğine göre bir zamanlar psıj nehrinin doğduğu yerde bir ev varmış ve Adigeler toplantılarını bu evde yaparlarmış.Bu evin yanında, üzerinde at ayağı ve köpek ayağı işaretleri olan bir büyük taş varmış.Toplantı taşı olarak adlandırılan bu taşın bir bölümündeki delik insanların doğru söyleyip söylemediklerini anlamak için kullanılırmış.İnanışa göre insan ne kadar şişman olursa olsun eğer doğru söylüyorsa bu taşın deliğinden geçermiş,eğer yalan söylüyorsa insan zayıf olsa bile geçemez o delikte sıkışır kalırmış.İşte bu taşın adı Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE] ) toplantı taşı  olarak söylencelerimizde yer alır.

 

Мысостей бжьищ. ( MISOSTEY Bj’iŞ’ )Davet ve şölen sofrasında uygulanan gelenektir. Geç kalan ve sofraya oturulduktan sonra gelen kişiye peşpeşe üç kadeh içki içirilir. Мысостей бжьищ. ( MISOSTEY Bj’iŞ’ ) bu içkinin adıdır.Geleneğin başlangıcı olarak farklı olaylar anlatılır, fakat gerçeğe en yakın olanı şudur : 18 yüzyılda büyük Kaberdey toprakları Pşı Hatokhşokue , Pşı Mısost , Pşı Janbolet’in kontrolündeymiş. Toprağı ve idareyi paylaşamayan bu üç prens sürekli çatışırlar onların mücadelelerinde suçsuz insanlar zarar görür can verirmiş. Sonunda bu duruma son vermek üzere halkın ileri gelenleri toplanarak prensleri barıştırıp anlaştırarak sulh etmeye karar vermişler.Pşı Mısost’un evinde toplanılmış , barışmanın şerefine sofraya üç kadeh içki konulmuş fakat pşı hatokhuşokue ve  ve pşı janbolet içkilerde zehir olabileceği şüphesi ile içmekte tereddüt etmişler; bu durumu farkeden pşı Mısost  onların bu şüphesini ortadan kaldırmak için her üç kadehi de arka arkaya  alıp içmiş. Sözcük dilimize ve geleneğimize buradan girmiştir.

 

16/12/2006

Eski Gelenekler

                         

         

Адыгагъэ (ADIGELiK) İnsan yaşamına , hayat biçimine yönelik olarak Adige töresinin koyduğu tüm kuralları kapsar.Adigelik insani özelliklerimizi,saygı ve sevgiyi,doğruluk,adalet, cömertlik cesaret ve insana dair benzer tüm erdemleri kapsar.

Адыгэ хабзэ (ADiGE TÖRESi) Adige toplumunun yaşayış biçimini, birbirilerine karşı ve cemiyete karşı ilişkilerini yükümlülüklerini düzenleyen kurallar toplamıdır. Düğün cenaze ve benzer  toplantıların da ana kuralları xabzeye göre tayin olunur.

Батырыбжьэ ( BATIRIBJ’E ) Cemiyet  ilişkilerine yönelik bir gelenektir. Örneğin bir kimse bir grubu çalıştırır, ot biçtirir veya odun kestirir veya benzer bir başka iş yaptırırsa grubun içerisinden en mahir ve çalışkan kişiye veya o grubun önce gelen bir bireyine x”uex”u  (teşekkür) yapılarak bir bardak (veya kepçe) maksıme ikram edilir. Buna batırıbj’e adı verilir.Daha sonraları sadece bu koşullara bağlı olmaksızın önemli bir iş başaran, bir kahramanlık gösteren veya cemiyetin sevgisini ve takdirini kazanan kişilere verilen  bu tür  ikrama da  batırıbj’e adı  denilmeye başladı.

Башхуaпэ (BAŞHUAPE) Gelin alma geleneğinin bir parçasıdır. Yeni gelin bir süre sonra ailesini ziyarete geri götürüldüğünde kaynı ve görümcesi gelini görmeğe  giderlerdi. Ziyarete giden kişiler gittikleri yerdeki çocuklara verilmek üzere ayna,tarak,çorap,sabun ve benzer küçük hediyeleri bir sopaya takarak hazırlarlardı.Bu geleneğin adı Başhuape’dir.

Бэракъбла (BERAKBLA)Düğün geleneklerindendir. Nikah kıymaya gelen kafile ayrılırken  bayrağa deri şapka,deri gömlek ,tülbent ,tarak,ayna vb küçük hediyeler iliştirilerek giden gruba verilirdi , bu bayrak hediyerlerle süslenmiş olarak aslında evlenecek oğlanın halası tarafından getirilirdi kız evine. Nikahtan dönen kafile bu bayrağı salimen döndükleri eve ulaştırmaya çalışırken kafileye rastlayanlar ise bayrağı ele geçirmeye çalışırlar, kafiledekiler böyle oyunlar ve eğlencelerle  güle oynaya gidip dönerlerdi. Bu gelenek 1950-1960 yıllarına kadar devam etti,günümüzde çok seyrek olarak bu geleneğin uygulandığını görmekteyiz.

Гуф1апщ1э 1энэ (GUF’AP’Ş’E  IANE ) Müjdeli bir haber , sevindirici bir bilgi getiren kişi eğer belirli bir yaşın üzerinde ise ona  (guf’ap’ş’e)  müjdeli haber için ödül olarak para veya benzer bir hediye verilmezdi. Bu kişi belirli bir yaşın üzerinde ise ona bir koyun (veya kişinin gücüne ve haberin önemine göre tavuk,kaz,hindi benzeri) kesilir  güzel bir sofra donatılarak misafir edilirdi.

Псыхэгъэ. (PSIXEĞE) Yas ile alakalı eski bir gelenektir. Eskiden suda boğulan ve cesedi bulunamayan kişinin boğulduğu veya suya kapıldığı yere gidilir kadınlar o su kıyısında ağlayıp ağıt yakarken erkekler de dualar ederlerdi.

Гъэф1эж (ĞEF’EJ) Evlilikle ilgili bir gelenektir. Eski dönemlerde bir kız  ile ailesinin izni olmadan kaçırılarak evlenilmişse aileler arasında  husumet ve düşmanlık doğmaması için  yaşlılar bir araya  toplanarak iki tarafı barıştırmak için arabulucu olurlardı.Böyle zamanlarda damat belirlenen başlığın dışında  olmak üzere gelinin anne babasına bir at veya bunun karşılığı para veya kıymetli hediye verirdi. Гъэф1эж (ĞEF’EJ)bu hediyenin adıdır. Anayurtta sovyet idaresinin kurulması ile birlikte gelenek ortadan kalkmıştır.

Гъуэгудэгъазэ (Ğuegudeğaze )Büyüğü ve misafiri yücelten bir gelenektir. Eskiden yolculuk esnasında bir misafirle karşılaşıldığında ona verilen değerin gösterilen saygının bir göstergesi olarak geriye dönülür ve,misafir teşekkür ederek geri dönülmesini isteyinceye kadar ona eşlik edilirdi.

Жьагъэхэх  (J’AĞEHIEH)Eski düğün töresindendir. Evlenecek olan genç yanına arkadaşlarını da alarak dağdaki sürü çobanlarını dolaşırdı.Gittiği çobanlar geleneğe uygun olarak bir koyun verirlerdi ve bunun adına Жьагъэхэх  (J’AĞEHIEH) denilirdi.Toplanan koyunlar düğünde gelen misafirin doyurulmasında kullanılırdı. Gelenek 1940’lı yıllarda ortadan kalktı.

Мэрем мэкъуауэ. (MEREYM MEK”UAUE) :Günlük yaşama dair gelenektir. Eskiden Başında aile reisi veya çalışabilir erkeği olmayan ailelerin ot ve ekinini biçmek için insanlar bir gün toplanır hep birlikte o aileye yardım ederlerdi. Bu geleneğin adı Mereym mek”uaue idi.

Iурыц1элъ (UıRIT’SELH)Düğün ile ilgili gelenektir. wuneyişe olarak adlandırılan  yeni gelinin büyüklerle tanıştırılma merasimi sırasında gelinin dudaklarına  yağ,bal ve şeker ile hazırlanmış bulamaç sürülür. Bunun anlamı yeni gelinin o ailede tatlı dilli mutlu ve huzurlu olması dileğinin ifadesidir. Gelenek günümüzde hala devam etmektedir.

Щыгъынгуэшыж ( ŞIĞINGUEŞIJ )Cenaze ve yas ile ilgili gelenektir. Bir kişinin ölümünden 1 yıl sonra onun elbiseleri ve silahları dağıtılırdı. O gün at yarışı yapılır ve kazanan kişiye giysilerin silah ve gereçlerin iyileri verilmek üzere ölen kişinin eşyaları dağıtılırdı.Bu gelenek günümüzde de devam etmekle birlikte uygulama biçimi değişmiştir. Günümüzde bu tür eşyalar fakir ve ekonomik yönden yetersiz olanlara veya din işleri ile uğraşanlara verilmektedir.

Шуук1э плъак1уэ  (ŞUUK’E PLHAK’UE )Düğün ile ilgili gelenek. Düğüncü giden grup hızlı bir at  üzerinde birisini de beraberinde götürürdü . Kafilenin en arkasından gelen bu kişinin görevi düğün gelenekleri ve şakaları arasında yer alan şapka kaçırma gibi bir durumla karşılaşıldığında bu kişinin görevi yetişerek müdahale edip şapkayı geri getirmekti. Bu görevi yapan kişi Шуук1э плъак1уэ  ( ŞUUK’E PLHAK’UE ) olarak adlandırılırdı. Gelenek 1930’lu yıllarda ortadan kalktı.

Уэкъулэ. (Wuek”ule )Cemiyet yaşantısına dair gelenektir. Bir kişi başına bir kaza bela veya felaket gelir,varlığını ve ekonomik gücünü kaybederse  yolculuk azığını temin ederek bir arkadaşına gider ve insanlardan yardım beklediğini sözleri ile belli ederdi. O cemiyette bir yardım başlatılır ve gelip gidenler bu kişiye güçleri oranında destek olurlardı. Bu geleneğin adı  Уэкъулэ. (Wuek”ule )  idi.

Фэц1ынэгъэт1ылъ  (Fetsıneğet’ıl”h) Adige düğün geleneğindendir. Yeni gelin eve girerken kapı ağzına serilen yaş deri  üzerine ilk adımı atarak durur daha sonra evin içerisinde alınırdı.İnanışa göre bu şekilde karşılanan gelinin yeni evindeki yaşamı o deri gibi yumuşacık olur,mutlu ve huzurlu bir yaşam sürerdi.Gelenek günümüzde de  uygulanmaktadır.

Тешанк1эгъэк1эрахъуэ ( TEŞANK’EĞEK’ERAH”UE )Gelini arabaya bindirip ayrılırken gelini götürenler gelin arabasını sağa doğru yürüterek evin önünde üç tur attırmak için çalışırlardı. Kız tarafından olanlar ise arabayı sol tarafa doğru sürmek için uğraşır diğer tarafın karşısına geçerlerdi.Burada inanışa göre gelin arabası sağa doğru yönelirse yeni evde erkeğin sözünün,tersi olursa kadının sözünün geçeceğine işaret sayılırdı.Tamamen güce dayanan bir mücadele,bir oyun olan bu gelenek zaman zaman kavga ve tatsızlıkla son bulurdu.Gelenek zaman içerisinde yokoldu.

Тешэрып1апщ1э  ( TEŞERIP’AP’Ş’E )Çok eski dönemlerde olan bir gelenektir. Prens evlendiğinde gelin bir soylunun evinde bir yıl süre ile kalır daha sonra prensin evine gelirdi. Prens gelini bir yıl süre ile ağırlayan soylu aileye kendi hizmetindeki bir hizmetkar aileyi ve gelini getirdikleri atları hediye ederdi. Bunun adı Тешэрып1апщ1э  ( TEŞERIP’AP’Ş’E )  idi.

Пехьэжьэ ( PEHIEJ’E ) Düğün geleneklerindendir. Düğün kafilesi dönerken düğünün sahibi aile düğüncüler için yiyecek ve içecekler hazırlatarak köye yaklaşmakta olan kafileyi karşılatır ve köyün girişinde yenilir içilir daha sonra köye girilirdi. Bu şekilde düğün kafilesini karşılamak üzere gönderilen yiyecek ve içeceğin adı Пехьэжьэ ( PEHIEJ’E ) idi.Gelenek artık uygulanmamaktadır.

Нысащ1эзэгуэгъэп  ( NISAŞ’EZEGUEĞEP )Eskiden Adigeler geline bir yıl süre ile iş dışarı işi yaptırmazlarmış.Bu sürenin sonunda geline önce su getirme işi verilirmiş,gelin suya giderken yanına tarak,ayna,tülbent,toka vb. küçük hediyeler alır  bunları yolda karşılaştığı insanlara hediye edermiş.Bu,insanların yeni gelinle ilk karşılaşmalarında “ boş kova ile karşıladı ” denilmemesi için yapılırmış. Yeni gelinle su getirirken karşılaşan kimselerin suyu döküp gelini yeniden suya gönderme hakları varmış gelenek gereği.Bu şekilde gelinin sabrı sınanır suyu getirinceye kadar gelinin defalarca geri döndürüldüğü olurmuş. Gelenek 1930 – 1940  arası yıllarda ortadan kalktı.

Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE] )Söylencelerde bahsedildiğine göre bir zamanlar psıj nehrinin doğduğu yerde bir ev varmış ve Adigeler toplantılarını bu evde yaparlarmış.Bu evin yanında, üzerinde at ayağı ve köpek ayağı işaretleri olan bir büyük taş varmış.Toplantı taşı olarak adlandırılan bu taşın bir bölümündeki delik insanların doğru söyleyip söylemediklerini anlamak için kullanılırmış.İnanışa göre insan ne kadar şişman olursa olsun eğer doğru söylüyorsa bu taşın deliğinden geçermiş,eğer yalan söylüyorsa insan zayıf olsa bile geçemez o delikte sıkışır kalırmış.İşte bu taşın adı Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE] ) toplantı taşı  olarak söylencelerimizde yer alır.

Мысостей бжьищ. ( MISOSTEY Bj’iŞ’ )Davet ve şölen sofrasında uygulanan gelenektir. Geç kalan ve sofraya oturulduktan sonra gelen kişiye peşpeşe üç kadeh içki içirilir. Мысостей бжьищ. ( MISOSTEY Bj’iŞ’ ) bu içkinin adıdır.Geleneğin başlangıcı olarak farklı olaylar anlatılır, fakat gerçeğe en yakın olanı şudur : 18 yüzyılda büyük Kaberdey toprakları Pşı Hatokhşokue , Pşı Mısost , Pşı Janbolet’in kontrolündeymiş. Toprağı ve idareyi paylaşamayan bu üç prens sürekli çatışırlar onların mücadelelerinde suçsuz insanlar zarar görür can verirmiş. Sonunda bu duruma son vermek üzere halkın ileri gelenleri toplanarak prensleri barıştırıp anlaştırarak sulh etmeye karar vermişler.Pşı Mısost’un evinde toplanılmış , barışmanın şerefine sofraya üç kadeh içki konulmuş fakat pşı hatokhuşokue ve  ve pşı janbolet içkilerde zehir olabileceği şüphesi ile içmekte tereddüt etmişler; bu durumu farkeden pşı Mısost  onların bu şüphesini ortadan kaldırmak için her üç kadehi de arka arkaya  alıp içmiş. Sözcük dilimize ve geleneğimize buradan girmiştir.

 

Şk’ax”ue Tıx’ - Шк1ахъуэ тыхь : Eski Adige geleneğidir.Yılın topraktan ayrıdığı gün (23 mart Adige yeni yılı) köydekiler birleşerek köydeki sığır çobanına bir dana hediye ederlerdi yeni yıl hatırına.

Psıxeplhe - Псыхэплъэ : Evlenme çağındaki kızlartoplanır kepçeye su doldurarak gözlerini kırpmadan suyun içine bakarladı.Bu şekilde, evlenecekleri gencin suretinin suda belireceğine inanırlardı.

Zek’uj  ıAne -Зэк1уж 1энэ : Eski Adige geleneğidir.Aralarında kan olan iki aile barıştırılırken hatalı görülen aile ziyafet düzenlerdi.Aile bu ziyafette ne kadar harcama yapacağını köy mahkemesinin tayin ederdi.

Quaje dexu -  Къуажэ дэху : Eski Adige geleneğidir.Köyde hırsız  ahlaksız,kurallara uymayan veya köyün tümünü mahçup edecek davranışta bulunan birisi olduğunda köylüler toplanır o kişinin artık köyde yaşayamayacağına karar verirlerdi.Karar alındıktan sonra o kişi köyden kovulurdu.

Vak’ueyix’ej  tx’alheıu -Тхьэлъэ1ук1э –(вак1уэихьэж Тхьэлъэ1у ц1ык1у).

Tarlaların sürülme işi bittikten sonra o işte çalışanlar dışında hiç kimsenin katılmadığı bir dua yapılırdı.Herkes birer kaden maksıma alırdı ve x”uax”ue yaparlardı.

Arazide yapılan  barınağın önünde herkes içkisini içtikten sonra, ellerindeki kadehleri(bardakları) kaldıkları geçici barınağın üzerinden aşıracak şekilde geriye atarlardı.

Daha sonra kafile birlikte köye döner Çift sürme kurbanı keserlerdi.

Şexex - Шэхэх : İnsanın vücudunda kalan kurşunu,oku veya saçmayı çıkartan çok usta cerrahlara o dönemde Şexex denirmiş.

Ş’ığın Gueşıj - Щыгъын гуэшыж : Eski Adige geleneğidir.Bir insanın elbiseleri ve silahları onun ölümünden bir yıl sonra dağıtılırmış.Genellikle At yarışında kazanan usta biniciye bu eşyaların en değerli olanı verilirmiş.

Günümüzde de bu gelenek mevcuttur, fakat eskiye göre oldukça değişik bir biçimde uygulanmaktadır.Şimdilerde giysiler dağıtılmakta onlar da daha çok din görevlilerine veya köyün fakirlerine verilmektedir.

J’egu paş’x’e  tıx’ - Жьэгу пащхьэ тыхь : Bu gelenek özel bir güne mahsus olmayıp,ailede mutlu bir olay olduğunda kutlandığında et pişirilen su veya et pişirilen yağ ocak ateşinin etrafına çepeçevre dökülür “Allahım rızık ve mutluğu ailemizden eksik etme” denilerek dua edilirdi.

Leğune Maf’e - Лэгъунэ маф1э : Eskiden Adigeler yeni geline bir yıl süre ile iş yaptırmazlarmış.Yeni gelinin iş yapmaya başladığı ilk gün sülalenin kadınları onu evin büyük odasına alırlarmış,En yaşlı kadın gelini ocağa götürür çepeçevre gezdirdikten sonra ocaktaki ateşi yakarak “Allahım bu ocakta sonsuza kadar ateşi söndürmesin,bereketi ve doğumu senden eksiltmesin” der,dua edermiş.

Yaj’e tewude - Яжьэ теудэ : Eski tedavi yöntemidir.Hamile kadının doğumu uzadığında,ebe ocaktaki külü alır hamie kdaının karnına döker, sürer “tanrı tez zamanda ayırsın sizi” diyerek dua edermiş.

Vağebdzume X”uex”u - Вагъэбдзумэ хъуэхъу :(Vağebdzume:Sabanın bir seferde çevirdiği toprak dilimi)

Tarla sürmeye çıkıldığında ilk gün toprağa ilk saban köyden birisine sürdürülür,bunun bereket getireceğine inanılırdı.Bu ilk saban vuruluşunda Çift süren gruptaki tx’amade bir kepçe maksıma doldurur ve bolluk bereket için dua ederek içerdi.

Daha sonra ilk sabanı sürmesi kararlaştırılan kişiye sabanın sapı tutturulur ve başlangıç yaptırılırdı.

Qamexet’e - Къамэхэт1э : Adige düğün geleneğidir.Gelini getiren grup bahçe kapısından içeri gireceği sırada orada bulunan ve kafileyi karşılayan gruptan bir genç kamasını çıkartarak bahçe kapısının girişine yere saplar.Grup orada durur ve içeriye girmek için o kamanın saplandığı yerden çıkartılmasını bekler.Kamayı yerinden çıkartabilmek için öncelikle kamanın sahibi gence içecek ve yiyecekler ile ikramda bulunulur ve ancak ondan sonra kama çıkartılabilir;daha sonra ise kafile bahçeden içeri girerek gelini getirir.

Wuane Cıde - Уанэ джыдэ : Sefere çıkarken veya uzak yola giderken Adigeler ateş için odun kesmek gibi işlerde kullandıkları ve eyerlerinin kenarına bağladıkları küçük baltalar gezdirirlermiş.Bu küçük baltaların adı (wuane cıde – eyer nacağı) imiş.

Psıxedze - Псыхэдзэ : Kuraklık olduğunda köyde dedikodusu yapılan bir kadının ayakkabısının teki çalınır,bir sopanın ucuna sıkıca bağlanan ayakkabı köydeki suyun (dere-ırmak,göl vb) ortasında bir yere saplanırmış. Daha sonra hakkında dedikodu yapılan o kadın sürüklenerek getirilir giysileri üzerinde olduğu halde suya atılır iki üç kez suya batırıldıktan sonra topluca dua edilerek dağılırlar,bu şekilde yağmur yağacağına inanırlarmış.

X”ump’ets’egığue Qute - Хъумп1эц1эджыгъуэ къутэ :Kuraklık olduğunda karınca yuvasını bozarak üzerine su dökerlermiş,bir kısmı da yuvayı hiç bozamadan üzerine su dökerler ve bu şekilde yağmur yağacağına inanırlarmış.

Jııak’ue - Жы1ак1уэ : Köyün veya ailenin bir mesele için elçi veya aracı olarak görev verdiği gruptan ilk konuşmak üzere seçilmiş olan kişidir. Bu kişi aklı başında ağzı laf yapan ve oturup kalkmasını bilen birisi olmak zorundadır.Bu tür elçi seçme daha ziyade adam öldürme olaylarından sonra tarafları barıştırmak için,cenazelerde,başlık parası almak için gidilirken vb. durumlarda olur.

Pşşı xuepsix - Пщы хуепсых : Eskiden Pşı (bey,prens) bir yerde dururken atlı birisi gelirse,atını durdurarak iner ve atın gemini tutarak pşı’nın yanından yaya geçerek ona saygısını gösterirmiş.Daha sonra yeniden atına biner yoluna devam edermiş.

Max”tabu - Махътабу (нахътабу). Eski bir gelenektir,köyün sürüleri dağdan indiği zaman sürü çaobanlarının başındaki kişiye görevini hakkıyla ve eksiksiz yaptığı için ücreti ile orantılı olarak ya bir at,veya onun karşılığı para verilirdi.Bu şekilde verilen para veya atın adına “Mahktabu(Nahktabu)” denilirdi.

Pş’ant’edene - ПЩIAНТ1ЭДЭНЭ. Düğün alayı gelini alıp ayrılırken,gelin tarafından olan gençler çıkışı kapatır çeşitli hediyeler almadan gelin alayının çıkmasına izin vermezlerdi,bu hediyeler de genellikle yiyecek şeyler ve içki olurdu.

Bu geleneğin adı “Pş’ant’edene - ПЩIAНТ1ЭДЭНЭ”  veya bir başka ifade edilişi ile “Kuebje ıUxıp’ş’e – куэбжэ 1ухыпщ1э” denilirdi.

Günümüzde hala yürürlükte olan bu gelenkte içki ve yiyecek yanısıra para alındığı da olmaktadır.

P’asteşşıp - П1АСТЭЩЫП. Toplumsal yaşama yönelik bir gelenektir.Din kurslarında okuyanlar daha ziyade fakir çiftçilerin çocukları olduğu için zaman zaman eğitim dönemi bitmeden öğrencilerin erzaklarının bittiği olurdu.Bu durumda köyden veya o cemiyetten çeşitli gıdalar toplanrak getirilir ve öğrencilerin ihtiyacı karşılanırdı. Bu tür gıda ve erzak toplamanın adı “P’asteşşıp - П1АСТЭЩЫП”idi.

15/12/2006

Çerkeslerde Selamlaşma

               

 

 

                                      

Selamlaşma geleneği insanlığın yaratılışından bu yana istisnasız tüm toplumlarda müşterek bir davranış biçimi olarak devam edegelir.

İlk çağlarda iki insan karşılaştığında silahlı olmadıklarını,silahlı olsalar bile birbirlerine karşı kullanmayacaklarını göstermek için ellerini uzatır tokalaşırlarmış

O dönemlerden başlayarak günümüze kadar ulaşan selamlaşma geleneği pek çok ortak özellikler taşımakla birlikte aynı zamanda her toplumun kültürünü,geçmişini,inançlarını ve dünyaya bakışını yansıtan,toplumlara has ipuçlarını da içerisinde barındırır.İnsanların görünüşleri gibi kalpleri ve düşünceleri de farklıdır" der bir Adige atasözü.

Bunu genelleyecek olursak milletlerin görünüşleri gibi düşünceleri kültürleri ve yaşayışları da farklıdır

Yine Adige ifade biçimi ile söyleyecek olursak : Dünya bir teker gibi döner,geceler günleri,günler ayları ve yılları,yıllar asırları kovalar gider.

Toplumlar da bu değişen zamana paralel olarak değişirler; yaşayış biçimleri,anlayış ve bakış açıları,kültürleri de bu değişimden payını alır şüphesiz.

Eğer bu süreç içerisinde bir toplumun bireyleri kendilerine ait olan değerleri terkeder,başka toplumların değerlerini,anlayış yaşayış ve davranış biçimlerini benimserlerse bireylerden başlayan bu kendine yabancılaşma,yavaş yavaş toplumun yokolup gitmesi ile sonuçlanır.

Yani o halk süreç içerisinde başka toplumların arasında eriyip yokolmağa mahkum olur.

Adige sözlü kültürü üzerine çok önemli çalışmaları olan Şorten Askerbiy Adige selamlaşma biçiminin sadece bir karşılaşma sözcüğünden ibaret olmadığını, temel olarak insanı yüceltmek ona değer vermek mantığı üzerine kurulmuş olduğunu,aynı zamanda yaşanan hayata,yapılan işe dair düşünceleri ve iyi dilekleri de içerdiğini belirtmektedir.

Bir başka özelliği ile varlıklı/fakir veya sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın tüm cemiyet bireylerine yönelik olan adige selamı, biçim ve köken olarak incelendiğinde erken dönemlerden bu güne yaşanan sosyal değişimleri de yansıtacak şekilde her döneme hitabeden bir biçim alarak devam edegeldiğini görürüz .

Her türlü olaya ve duruma uygun formları olan Adige selam biçimi geleneğimizde önemli bir yere sahip olması yanısıra aynı zamanda sözlü edebiyatımız açısından da incelenmesi gereken güzel bir kaynaktır, der Askerbiy.

İşte bu nedenle yaşlı genç kadın erkek ayırımı yapmaksızın her Adigenin bilmesi gereken temel değerlerimizdendir Adige selamlama biçimleri :

Bir kişi çalışan bir kişinin veya kişilerin yanına gittiğinde "uehu f|eh"u apş'iy" sözü ile selamlar

Selama muhatap kişi/veya grup ise gelen kişiyi "ui uehu f|ı yirik|ue" diyerek cevaplarlar

Ot veya ekin biçen birisinin yanına giden kişi "Şoşh apş'iy" sözü ile selam verir "ui uehu f|ı yirik|ue" sözü ile selamı alınır.

Tanışıp tanışmadıklarına bakılmaksızın bir kişi diğerinin yanına geldiğinde "f|eh"us apşiy" diyerek selam verir , diğer kişi "ue psou apş'iy" diyerek selamı alır.

Selamlaşmadan hemen sonra ise "uzepeş , uuzınşe" sözü ile hal hatır sorulur , buna cevap  olarak "zepeş' uh"u , tx|am uiğauzınşe" cümlesidir.

Bir hasta ziyaretinde veya hastalık atlatmış bir kişiyi ziyarette " lhepe mahue k"ıux|aj|ej" diyerek h"ueh"u selamı verilir.

Yoldan dönen kişi "oh"usıj" selamı ile karşılanır.gelen kişi ise "upsouj" sözü ile selamı alır.

Uzun süredir görüşmemiş kişiler karşılaştığında "ui l"ağuj f|ıue" -- "ueueri neh"ıf|ıjıue" sözleri ile selamlaşırlar.

Çok samimi veya yakın kişilerin karşılaşmasında ise doğrudan tokalaşılarak hatır sorulur.

Zamana yönelik bir kaç çeşit selam biçimi vardır.Sabah için"ui pşedcıj| f|ıue" , gündüz "ui mahue f|ıue" , akşam "ui pşıx|aşx|a f|ıue".

Gece bir yerden ayrılırken "nehu l|ef| fık"ik|" sözü ile çıkılır,yolcu eden ise "ğuegu mahue,f|ık|e th|am unix|asıj" sözü ile uğurlar.

Adigelerde hayata,ilişkilere ve zamana yönelik pek çok selamlaşma biçimi vardır.Biz burada onlardan sadece bir kaç örnek verdik. Bizim olanı,bize ait olanı kullanmamakla onun yok olması arasında bir fark yoktur.

Eğer anadilimizi konuşacaksak onu en temiz şekilde konuşmak ve kullanmakla yükümlüyüz.

Eskiler "ata mirası yedi nesil" derler. Bizler de çok eskilerden bize kadar ulaşan bu mirası korumak ve bir sonraki nesile aktarmakla yükümlü olduğumuzu bilmeli sözlü geleneğimize hakettiği değeri vererek günlük yaşamda kullanmaya gayret etmeliyiz.

NOT :Eski Adige selam formları Yerçen xamırze tarafından derlenerek kayıt altına alınmış,Şogen xazeşe tarafından da bir kitap haline getirilerek yayınlanmıştır.

14/12/2006

Çerkeslerde (Adige) Kadının Yeri

 

Hanceriy bir yazısında Şöyle bir olay anlatır  :                                          

Yaşlı bir Adige kadınının savaşta üç oğlu varmış.

 Bunlardan ikisi cephede can vermişler ve kadının son kalan oğlunu da kanlar içerisinde can çekişirken bir atın sırtında kapıya getirmişler bir gün.

Yaralı adam kapısının önüne gelir gelmez bir kelime dahi söyleyemeden boş bir çuval gibi atın üzerinden yuvarlanıp, anasının ayakları dibine düşmüş ve oracıkta can vermiş.

Kadın hiç bir telaş göstermeden oğlunu getirenlere dönüp sormuş – oğullarım yiğitçe savaştılar mı ?

Diğerleri cevaplamışlar – Evet, kahramanca savaştılar,düşman karşısında asla geriye dönmeksizin yiğitçe mücadele ettiler.

Kadın bu sözü duyduktan sonra ancak ölen oğulları için ağlamağa başlamış. Bir yandan ağlayıp bir yandan "babalarına yakışır şekilde yaşayıp ölen yiğit oğullarım,güzel evlatlarım " diyerek ağıtlar yakıyormuş. Kadın bir an duralamış ağlamasını kesmiş ve şöyle söylemiş: "Hayır ben şanssız,bahtsız bir kadın değilim,yüreğim rahat oğullarımın akibetlerini bilerek,yiğitçekahramanca öldüklerinden emin olarak evlatlarım için ağlayıp yas tutacağım,ama şanssız ve bahtsız değilim.

Hanceriy bu olayı anlattıktan hemen sonra ekliyor ve şöyle diyor devamında : Gördünüz mü Adige kadınını, onun mitolojideki kadın kahramanlardan farkı nedir ?

Dışarıdan Kafkas halklarını gözlemleyenler açısından ele alacak olursak bunların pek çoğu Adigelerin kadına bakış açısını tam olarak kavrayabilmiş değillerdir,hala da böyleleri vardır günümüzde.

Kadının özgürlüğünü sınırlayan doğu kültürleri ile Adige kültürünü bir tutanlar maalesef hala mevcut .

Elbetteki bu kanaat büyük bir yanılgı olduğu gibi bu tür düşünenleri haklı çıkartacak hiç bir örnek te gösterilemez.

Hanceriy bir başka yazısında Adigelerin kadına bakışlarının Asya’daki diğer müslüman halklar gibi olmadığına örnek olarak  Met çunatıko Yusuf İzzet paşadan naklen şöyle söyler : " Doğu toplumlarında olduğu şekilde Adigeler’de kadın ağır işlerde çalıştırılmaz.

Onlarda adet olduğu şekilde bizde erkekler bir kenara çekilip kadını sert yamaçlarda ziraat işlerinde,tarım işlerinde bahçe işlerinde çalıştırmazlar…"

Adigelerde erkeğin kadına el kaldırdığı , küfrettiği veya aşağılayıcı sözler söylediği duyulmuş görülmüş değildir.

Ve bu tür hareketler çok büyük bir ayıp olarak karşılanır toplum tarafından.

Dolayısıyla da Adigelerin kadına bakışlarını islamın yaklaşımıyla aynı görmek ve Adigelerin kadını müslüman doğu toplumlarının bakış açısı ile değerlendirdiğini söylemek doğru değildir.

Adige töresinin kadına verdiği değeri ve kadına bakışını yansıtan pek çok örnek vardır söylencelerimizde.

Mesela Seteney guaşe,Adiyuh, Meliçıphu,Dahenağue,Laşın ve benzeri pek çok örnek görebilirsiniz bu konuda.

Söylencelerden örneklediğim bu kadınlar hepsi aynı veya birbirinin benzeri karakterde değillerdir,onlara dair anlatılan olaylar da belki birbirinin zıddı olaylardır fakat bunların hepsinde Adige kadınına dair,Adigelerin kadına bakışına dair güzel örnekler bulabilirsiniz.

Bu söylencelerde örneklerini görebileceğinin bakış açısı ve değerlendirme biçimi bir kaç yüzyıldan günümüze kadar önemini yitirmeksizin devam edegelen bir Adige töresidir.

Mesela Seteney Guaşe'yi ele alalım.Onun Mitolojideki yeri diger kahramanlarla kıyaslandığında hiç te küçümsenmeyecek kadar önemlidir.Hatta daha ileri giderek "belki de seteney guaşe olmaksızın nart destanları bu günkü önemini kazanamazdı" diyebilirim.

V.İ.Abaev bu konuda şöyle söyler: "Eğer Nart destanlarından bir erkek kahraman eksilse bir şey olmaz ama Seteney bu destanların -olmazsa olmaz-karakteridir."

Şoten Askerbiy "Kadının üstünlüğünü ve değerini gösteren bu destanın bir benzerinin dünya kültürlerinde ve mitolojilerinde olmadığını" söyler bir yazısında.

Nart destanlarındaki erkek kahranmanların pek çoğunun öldüğünü veya bir şekilde yaşamlarının son bulduğunu görürsünüz fakat bu destanların hiç bir yerinde Seteney Guaşenin öldüğünü söylemez,bir yoruma göre bu onun yaşamının son bulmasını kabullenemeyen o halkın isteğinden ve destanı bağlayış biçiminden kaynaklanır.

Çünkü Seteney güzeldir,akıllıdır,alımlıdır,o nartların annesidir,danıştıkları akıl hocalarıdır,ileri görüşlülüğü ile onların gözüdür,sevecenliği ve ile iyiyi ve güzeli gösterendir,namuslarıdır kısacası.İncelediğinizde dürüstlük ve açıksözlülükte seteney'i gölgede bırakabilecek bir başka tanrı yoktur Adige mitolojisinde.

Günümüzde bile seteney güzelliğin,dürüstlüğün,ileri görüşlülüğün,asaletin ve aklın bir tarifi gibi görülür, bu gün bile Adigeler,Abhazlar,Asetinler kadını yüceltmek ve methetmek istediklerinde " o seteneydir, seteney gibidir" vb. İfadeler kullanırlar.

Bir diğer örnek olarak meliçiphu'ı alırsak o seteney gibi bilge,güzel,akıllı değildir mesela. Bu söylencenin ortaya çıktığı dönem ataerkil topluma geçildikten sonraki zamandır. Bu söylencede verilmek istenen mesaj " gerçek kadın güzelliği ile değil aklı ile kendisini kabul ettirendir " şeklinde özetlenebilir kısaca.

Buradaki kadın kahraman küçük ve zayıf,sıradan,hatta komik bile denebilecek bir kişiliktir ilk bakışta, fakat incelendiğinde görülürki burada da kadının toplumdaki yerine,önemine ve Adigelerin kadına bakışına dair pek çok örnek vardır.

Adigeler kadına en çok değer veren halklardan biri olagelmişlerdir herzaman.Gerek toplumu ilgilendiren genel işlerde,gerek kendi cemiyeti ve dar çevresi,gerekse aile çevresi içerisinde her zaman kadının çok önemli bir yeri ve değeri olagelmiştir.

Bütün bunların ötesinde sadece Adige töresini incelemiz bile kadının yeri ve önemi konusunda yeterince bilgi sahibi olmamız için yeterlidir.

Hanceriy bir yazısında Kadına gösterilen saygının Adige töresinde en önemli geleneklerin başında yeraldığını belirterek şöyle söyler : Öldürülen birinin intikamını almak için kılıç elde yola çıkan bir grup, araya bir kadın ricacı girdiğinde yollarından döner ve silahlarını bırakırlar.

Bu ve bunun benzeri örnekler pek çoktur eski Adige söylencelerinde.

Eskilerde tüm toplumu ilgilendiren önemli konularda kadınlara danışıldığı zamanlar ve bu tür olayları anlatan pek çok örnek vardır. Fakat zaman içerisinde Adigelerde de kadın toplum işlerinden çekilmiştir , fakat yinede aile ve toplumdaki saygınlığı aynı şekilde günümüzde de devam etmektedir.

Adige töresinde kadına saygı sadece namus kavramı ile açıklanamaz. Erkek için öngörülmeyen pek çok hak kadına verilmiş ve saygı bu ilişkilerin temeline olmazsa olmaz koşul olarak konulmuştur.

Bir kadının hatırını kırmak,onu incitmek ve ona karşı saygısızca davranmak en ayıp işlerden biri olarak görülür.

Adigelerde kadına verilen değer yaşamın her alanında belirgin bir biçimde gözlemlenebilir.

1829 yılında Kafkasyada bulunan Belçikalı bir bilimadamı olan Jan şarl de bess şöyle anlatır kitabında : "Bir atlı yolda bir kadın ile karşılaştığında,atından iner ve atını kadın'a verir binmesi için;eğer kadın bunu kabul etmezse adam atının gemini tutarak kadına gideceği yere kadar yaya olarak eşlik eder."

Bir atlı yolda bir erkekle karşılaştığında eğerinin üzerinde hafifçe doğrulup onu selamlaması yeterli idi,fakat eğer bir kadınla karşılaşmışsa atından inip onu selamlamak ve ona bir süre eşlik ettikten sonra yoluna devam etmek gerekirdi.

Bir gurup erkeğin oturduğu bir odaya kadın davet edildiğinde veya öyle bir ortama kadın geldiğinde kadın en iyi yere oturtulur ve erkekler ayağa kalkarak ona güzel sözler söylerler gönlünü alırlardı. Sofrada olanın iyisi kadına ikram edilirdi,odada bir kadın olduğu sürece sert bir ifade ile konuşulmaz.kötü söz ve küfür benzeri kelimeler kullanılmaz,bu tür konuşmalar kadına duyurulmazdı.

Kadının gözü önünde hayvanlar kamçılanmaz,onlara vurulmaz,bir yolculuğa çıkılacaksa, kadınlar sürücünün at'ı(veya öküzü) kamçıladığını görmeyecek şekilde oturtulurlardı.

Çeşmelerde veya derelerde kadın suyunu doldurup işini bitirmedikçe atlılar oraya atlarını sulamak için girmezlerdi.

Dörtnala giden atlı eğer kadınların olduğu bir yerden geçiyorsa yavaşlardı,silahını göstererek tutmaz,kadının olduğu yerde silah çıkmazdı.

Eğer erkek bir kapı önünden geçerken bir kadının odun kırdığını veya benzer ağır bir iş yaptığını görürse yanına gider o işi kadının elinden alıp kendisi yapar ve sonra yoluna giderdi.

Yolculukta kadının rahat etmesi için azami özen gösterilir, eğer dağda,ormanda veya yolda yemek yenecekse kadına yemek yaptırılmaz bu iş erkekler tarafından yapılırdı.

Görüldüğü gibi Adige toplumu töresinin gereği olarak kadını en üst mertebede tutmakta ve ona hakettiği değeri vermektedir.

Bunun yanısıra büyük sıkıntılar çekip baskılara uğrayan,pek çok hakkı gaspedilen kadınlar da olmuştur toplumumuzun içerisinde.Fakat bunun asıl sorumlusu Adige toplumu ve töresi olmayıp sonradan pek çok geleneğimizin deforme olmasına yolaçan din kaynaklı davranış biçimleri ve bunu kendi çıkarları için en iyi şekilde kullanan feodalitedir.

Bu tür istisnalar hiç bir zaman Adige toplumunu ve töresini tümüyle sorumlu kılmaz ve kapsamaz fakat yinede günümüzde bile o dönemlerden kalmış ve Adige kültürüne uygun olmayan pek çok hatalı davranış biçimi hala muhafaza edilmektedir maalesef.